Ören - Akbük Bisiklet Turunda Eli Bıçaklı Adam

February 28, 2018

 

 Akşam üzeri dört sularında, gün batımını Akbük koyunda izlemek üzere yola çıkmıştık. Aklımızda güneş ve bir sakinlik birası vardı. Yola çıktığımızda dağların kıyısında güzel bir yolculuk geçireceğimizden pek emindik. Aslında bir süre, tek elde telefon, Ören'den yola çıkmanın heyecanı ve insta hikayeleriyle devam ediyorduk. 

 

Karşımızda Marçal Dağlarını görünceye kadar heyecan devam etmişti. Önce telefon gidon çantasına girdi. Yağmurluklar çıktı ve yokuş değil dağ tırmanışı başladı. Oysa ki 2-3 saatlik basit bir yolculuktu bu. Dağ fotoğrafı çekmek için durduğumuz bir andaysa bisikletler sürekli devriliyor ve hem sinirden hem de başımıza gelenlere isyandan birbirimize bakakalıyoruz. Kahkahalarla karışık sövmelerimizle inliyor dağlar. Kimse de "Yahu orası dağ yolu, bak gidersiniz hep tırmanış, arada dinlenecek ufacık bir düzlük yok." dememişti. Önce bizim bira yalan oldu. Ardından baktık ki gün batımı Hava karardığında denize girme hayallerinin ise topyekün bir rüya olduğu ya da bir sanrı içerisinde olduğumuzu fark ettik üzülerek şortların yerini termal içlikler, yağmurluk ve pantolon aldı usulca.

 

Hava kararmış bisiklet lambalarımız yanmıştı. Gökyüzünde gecenin bulutsuzluğundan ve ayın yeryüzüne temas etmeyişinden Plaides takım yıldızına bakıp bakıp, iç çekiyorduk. Kimi yerde bisikletlerin, uçup giden görünmez bir iple plaidese bağlı olduğunu☄ kimi yerdeyse şifalandıran bir ritüel diziliminde mum ışıklarının altında bisiklet sürmenin romantizmi, vahşi yanı, hayal kırıklığı ve kabullenişini hissediyorduk. Enerjimizin düşmesiyle en veganından krakerlerimizle gökyüzüne odaklanmaya çalışıyorduk. Durduk. Elektrik direğinin üzerinde kırmızı bir çarpı işareti vardı. "Devam etme!" diyor gibiydi. Önce yanından geçtiğimiz evlerden birinin camına taş attık. Dostaneydi. Bahçelerinde çadır kurabilir miydik onu sormak istiyorduk. Tek katlı bir yer eviydi. Zil yok tabi. Kırsalın sözlü olmayan kuralları ev sahinin evde olduğundan emin değilsen dur diyordu. Bekle. Zaman geçmiş ve ısrarlarımız sonuç vermeyince evin içinden gelen televizyon seslerini es geçip arka sokaktaki diğer eve geçmiştik. Orada kimsenin olduğuna dair bir işaret bulamadık. Metalin metale sürtmesiyle fark ettiğimiz ve epeydir yağlanmadığı belli olan kapı gıcırtısı, camına taş attığımız ilk evden geliyordu. Sese doğru ilerledik Bahçe duvarına yaslanmış çantalarımızdan ışıklar saçılıyordu. Bisiklet gibi değil de üstüste çantalar duruyor gibiydi. Fazlaca yüklüydük. Her uğradığımız yerde bir şey unutmamız bilinçaltımızla ilgili olmalı. Dikkatimi çantalardan kapıya ve adama yönlendirdiğimde üzerimize gelenin elinde ekmek bıçağı olduğunu gördüm. Gözlerinin içine baktım ve sağ tarafımdan ağzının ortasına bir merhaba yapıştırdım. Sendeledi. Elini, bileğinden koluna dogru kırmıştı. Ekmek büyüklüğündeki bıçağı, koluna değmemek için çabalıyordu. Alnındaki ter damlası, bu çaba için dikilmiş anıt gibiydi. Rüzgar, kolu ve bıçak arasından geçerken metalin ıslığıyla irkildik. Enine çizgili tişörtünden beyaz atleti görünen yaşlı adam çok korkmuştu. Beklemediği anda bir tane de sol taraftan yapıştırdım. "Nasılsınız?" Akyaka yolu'dan emin olamadık. Karanlık basınca soralım istedik." Dedik. Herkes rahatlamıştı. Çadır kurmayı sormadık tabi. Kimisiyle kurmayı istediğimiz iletişim bu kadarla sınırlı kalmalı. Siz Ören'den çıkıp Akyaka tarafına gidecek olursanız, yolu küçümseysakın. Bir de tabii yanınıza merhabanızı da alın!

 

 

 

Share on Facebook
Share on Twitter
Please reload

Tanıtılan Yazılar

Neden bu organik çiftlikler “dağ başında” ?

August 8, 2018

1/3
Please reload

Son Paylaşımlar