Dürdane, Cadılar ve Bla Bla Car...


23 Kasım’da çıktığımız yolun ilk gününü ayrıntılı olarak anlattı Uğur. Ben bu defa sonraki kısmı anlatmak niyetindeyim. İlk çiftliğimize varana dek …

Yalova çıkışındaki yokuştan bahsetmiştik. O yolda karşılaştığımız insanlar acıyarak bakıp; “Çıkarsınız inşallah!” ya da “Canım siz de pek yüklüsünüz, böyle zor olur tabii.” şeklinde pek de teşvik edici olmayan bir takım sözler söylediler ama hiç etkilenmedik. O yokuş bizim kafamızda bitmişti bi kere ve biz de bu memlekette yaşayan her insan gibi “Önce kafada bitecek, her şey kafada.” İlkesine sarsılmaz bir inançla sarılıyorduk. Yokuşun ardından çılgıncasına hızlı bir inişe geçtik ve o hızda bile aşağıdaki araç yolunu kastederek; “Bir de duramıyormuşuz ne komik olur ama ehuheu” şeklinde şakalaşabildik. Yol bitiminde sağa döndük ve hemen durduk çünkü Sepetçioğlu diye bir restoran gördük ve henüz kahvaltı etmemiştik. Bu konuda tartışmadık bile. Bir serpme kahvaltı söyledik ve doyana kadar da pek konuşmadık. Ardından aşırı derecede dolu midelerimizle ve kontrol edemediğimiz gülümsememizle bastık pedallara.

O gece nerede kalacağımızı henüz netleştirememiş olmamızın verdiği heyecanla olabildiğince hızlı yol alıp Tirilye’ye varıp, ılık rüzgârların estiği sahilinde "Çadır atarız en kötü ihtimalle." diye düşünüyorduk ama yokuştu, kahvaltıydı derken 80 km yolumuz olduğunu unuttuk haliyle ve biz 40 km kadar gidip Gemlik’e ulaştığımızda hava çoktan kararmıştı. Hala kalacak yerimiz yoktu üstelik. Gemlik ise pek çadır atılacak bir yer değil gibi duruyordu.

Siyah cübbesi ve elinde orağıyla bir adam gördüğümüzde yorgunluktan dolayı kafamızın karıştığını düşündük ama sonra upuzun sakallarının arasından gözleri parlayan kedisiyle başka bir adam ve boynuzlarından kırmızı ışıklar saçan, gözleri ve dudakları siyaha boyanmış kadınla beraber bizde değil Gemlik’te bir tuhaflık olduğunu anlamamız uzun sürmedi. Şaka bir yana fazlasıyla gereksiz bir kalabalık vardı Gemlik sokaklarında o akşam ve herkesin arabasını üzerimize sürüp sonra da kornalara asılacak kadar acelesi vardı.

Nasıl yapsak da kalacak yer bulsak diye etrafı süzerken, bir toplantı salonundan en güzel kıyafetleri ile giren insanlar gördük. Işıklandırılmış olması sebebiyle güven veren bir yer gibi gelen salona girerek nerede çadır atabileceğimizi sorduk bu insanlardan bazılarına. Esrarlı bir havayla Gemlik’te çadır atmasanız sizin için daha iyi olur dediklerindeyse “O zaman ölelim mi?” diyemedik tabii. Neyse ki binlerce üyesi olan Facebook grubu Bicyclerail’in güzide yöneticisi Türker’e ulaştık, o da başka bir bisikletçi olan ve ilk defa misafir ağırlayan Hüseyin’e ulaşarak, içimiz ve kafamız rahat bir şekilde konaklamamızı sağladı da, Öğretmenler günü ve Cadılar Bayramı alışverişi yüzünden korku filmine dönmüş Gemlik’ten sağ salim ayrılabildik. Geriye dönüp baktığımızda yeniden şükran duyuyoruz.

Ertesi sabah, gece çalıştığı için evi bize bırakıp giden Hüseyin, işten yorgun argın dönmesine rağmen bize kahvaltı hazırladı. Kahve ve sohbet faslından sonra da kendi bisikletini alıp bize sahile kadar eşlik ederek oradan yolcu etti bizi. Her şey yolundaydı, taa ki Dürdane Yokuşu denen şeytan icadı yola gelene kadar. Buradan mühendislikti, mimarlıktı, peyzajdı okuyacak genç arkadaşlar varsa onlara sesleniyorum. Bir gün olur da yol yapacak olursanız, emniyet şeridi kısmını accık geniş tutun kurban olayım, tutmayacaksanız hiç yapmayın asfalt yol falan, lütfen! Ben ölümün nefesini hiç ensemde hissetmemiştim daha önce. Emniyet şeridi 1 cm kadar olan yol zaten % 90 falan eğimli bir de virajlı olunca bir de üstüne bütün dünyanın kamyonları birleşip oradan aynı anda geçmeye karar verince…

Bak yazarken bile kötü oluyorum. Bir süre sonra yerden yüzlerce metre yükseğe gerilmiş ince bi ipin üzerinde bisiklete biniyormuşum gibi hallere girdim. Kamyoncular da ellerinde sopayla düşeyim diye dürten tipler oldu gözümde. Uğur daha rahat gibiydi, İstanbul trafiğinde bolca bisiklete binmiş biri olarak ama benim halimi gördükçe o da gerildi haliyle. Sonunda lanet yokuşun bitmesine çok az kala, psikolojim bozuldu. Çektim kenara bisikleti, çıktım yol boyunca uzanan ormanlık alana, dedim benden bu kadar, gelip alsınlar bizi, Dürdane‘yi kafamda bitirdim :D Güneş güzel ısıtıyordu, bir güzel uyuduk uzandığımız yerde. Uyandığımızda dünya daha güzel bir yerdi neyse ki. Stres falan uçup gitmişti. Bir de birbiri ardına selam verip geçen yarış bisikletçilerini görünce dedik biz de yaparız. O gazla bitti Dürdane. Bittiği gibi bir market vardı, önünde toplaştık diğer bisikletçilerle, kısa bir enerji yüklemesi molası oldu herkes için, elmalar, kestane şekerleri yendi, sular içildi ve iyi dileklerde bulunularak yola devam edildi.

Bu sefer eşeklik etmeyip erken başladık kalacak yer aramalarına. O yüzden 50 km kadar yol yaptıktan sonra Görükle denen bir yerde, bisiklete binmeyen ama Bursa’nın biricik radyocusu Emre’nin bla bla car yolculuğundan tanıdığı ve bir daha da hiç yüzyüze görüşmediği Ersin’in evinde misafir olduk. Şehirde çalışıp kendisine kırsalda kocaman bir çiftlik kurup içini de türlü hayvanla doldurmuş ve her fırsatta oraya kaçıp dinlenen değişik bir insan hayal edin, o Ersin işte. O bizim hayatımıza şaşırdı biz de onunkine. Tanıştığımız için şanslı hissettiğimiz insanlardan... Bisiklet kilitlerimizden birini unutup, kapıyı çekip çıktık evinden. Bunu öğrenince geri dönüp kilidi alıp bize ulaştıracak kadar da muhteşem bir insan. Hala da arayıp sorar, bak vazgeçtiyseniz gelin size Görükle’de açalım bi dükkan, oturun mis gibi diye :D

Bundan sonrası görece en kolay kısmı sayılabilir yolculuğun. Karacabey’e ulaşıp, haritada gördüğümüz Kıranlar Köyü tabelasından saptık. Karanlıkta köyden geçerken bütün köpekler havladı, biz de insan olduğumuzu anlasınlar diye azıcık konuştuk onlarla, yine de neyse ki hepsi bağlıydı da sıkıntı yaşamadık. Son 2 km kala Şaban Bey bizi arabayla karşıladı, ve onun eşliğinde ilk çiftliğimize varmış olduk.

Bu noktadan sonra da bambaşka bir maceraya başlamış olduk. Bunlar da bir sonraki yazının konusu olacak artık. Hadi bakalım.

#kutupayısı #deltabisiklet #belgesel #dünyaturu #yolaçık #bisiklet #blog #gezi #bicycle #tur #bisikletledünyaturu #dürdane #blablacar #cadılarbayramı

Tanıtılan Yazılar
Son Paylaşımlar