80 bitti geriye kaldı 54.920 km

December 15, 2017

 

Sabah erkenden yola çıkmak üzere İstanbul trafiği için kendimizi hazırlamıştık. Bir gece önceden erken yatamamış, sıkı bir şarap gecesi geçirmiş ve öncesinde "aktivite öncesi birası" içip, erken yatma planlarımızı asıl sporcu önerileriyle birlikte terk etmiştik. Zaten bizim kendi evimiz olmayan, emanet dört duvardan çıkmamızın, saat 10'u bulacağından bir gece önce haberimiz yoktu.  Kullanacağımızı sandığımız minimum eşyalarımızla Maltepe sahile bisiklet başı 6 çantayla gelebilmiştik.Yolculuğun onuncu gününde halen görmediğimiz eşyalar var düşünün. Koca şehirden uzaklaşabilmek için önce rahatça Maltepe sahildeki miting alanında kurulan Erzincanlılar pazarında durup kahvaltı yaparken nereye gidiyorsunuz sorularına "ilk hedifimiz Hindistan" demenin heyecanıyla pedalladık tüm gün.

 

Tuzla tersanesinden geçerken son 10 yıl içinde tuzladaki işçilerin sadece yüzde onunun kadrolu olduğu ve 2009 haberine göre ise 5 yıl içinde olan işçi ölümlerinin kayıt altına alınabilmiş sayısının 95 olduğu haberini bu yazıyı yazarken buluyorum. Tersane yanındayken rakamlardan çok daha duygusal bir eleştiri içindeyken daha sonraki veriler hem taşeron sistemine hem de ölümlere dair düşünmeye itmeseydi; insan olmakla ilgili olarak kendi düşünme sürecime darbe yemiş olurdum. Hakikisinden elbette.

 

Tuzla yerleşimi; eski şehrin tatil beldesi olmasından mütevvellit halen o terk edilmiş hissini veriyordu. Yola çıkmak için Kasım ayına kadar uğraşmış ve kimisine göre delicesine olan, bizim içinse hadicesine olmuştu. Asıl bağlardan olan evden taşınmak, faturaları kapatmak, kafada ki bağlar, toplumsal bağlılıklar falan derken 4 ay boyunca hunharca uğraştık. Dostlardan birinin dediği gibi kurumsal hayatı, yolculuğa dönüştürüp geçmişteki alışkanlıklarla bezemek zorunda kalmıştık. Zorunda çünkü eleştirdiğimiz sistemin aygıtlarını kullanarak anlatma ihtiyacı içindeyiz. Gezgin hayatını zaruri olarak alıp üzerine belgeciliği ve şahitliği ekleyip birde sinamatografi derdine düşünce evet kurumsal bir işleyişin kendimizce çarklarını kurduk.

 

  İstanbul'a uzaktan bakmak

 

Eskihisar arabalı vapur iskelesinden karşıya geçerken Suriyeli yirmili yaşlarında tespih satan iki çocuktan konuştuğum yeşil bereli olan karşıya geçebilmek için elinde olmayan akbili için yardım isterken görevli kaş göz işaretleriyle geçirme der gibi yapmakla kalmayıp, onlar gittikten sonra açıkçada gemiye bindirmek istemediğini söyledi. Koca şehri yakınından burun hizasından hissettim. İstanbul'lu varmış gibi, şehrin yüzde doksan dokuzu göçle gelmemiş gibi insan kendinden uzaktı geldiğimden beri bu şehire. Halen uzaktır belkide ırkçılık kabul görmez kırmızı insani çizgilerimizden olmadıkça yaşayamayız kardeşçe. Bir noktadan bir noktaya gitmek için millet,dil vb arayışlarda olan tümüne olan öfkemle basıyordum pedala.

  Gemiye bindikte, nerede kalacağımız belli değilken yazlık çadır ve uyku tulumlarımıza güvenemediğimizden İzmir'e kadar sürerek bize destek olan Zirve dağcılığa gidesiye kadar Warmshover ve Couchsurfing üzerinde ilerlemeyi düşünürken plansızlığımızdan nerede kalacağımızı bilemedik.  Yalova ve Bursa'yı geçtikten sonra temiz gıda üretilerinde çektiğimiz belgesel için çiftliklerle uğracaktık. Yalova'nın bisikletçi dostlarından perşembeciler bizi ağırladıda rahat bir gece geçirdik. Yalova'dan çıkmak için bizi gönderdiğiniz rampayı ve manzarayı unutmayacağız canlar ;)

 

 

 

Share on Facebook
Share on Twitter
Please reload

Tanıtılan Yazılar

Neden bu organik çiftlikler “dağ başında” ?

August 8, 2018

1/3
Please reload

Son Paylaşımlar