Başka Dünya'nın İnsanları

Kadim Tohumlar

Mısır’da İsis, Antik Yunan’da Demeter, Roma’da Ceres’ten, Hitit’ten Tarhunza’ya oradan da bizlere kadar gelen tarihi mirası sözlü gelenek yoluyla kayıt altına alacağız. Bu öyle bir tarih ki neredeyse kesintisiz biçimde Kapadokya’dan Hattuşaş’a, Çatalhöyük’ten Nemrut’a, Likya’dan Truva’ya kadar farklı bölgelerde izleri sürülebilir ve yeniden ve farklı bir gözle bakılabilir.

 Anadolu’nun Yaşayan Tanrıçaları: Çiftçi Kadınlar

İstanbul’dan yola çıkıp; Ege, Akdeniz, İç Anadolu ve Doğu Anadolu’ya kadar atalık ve yerli tohumların izini süreceğimiz

bu yolculukta toprağın ve tarihin saklı kalmış kadim öykülerini orada yaşayan insanlardan, en çok da kadınlardan dinleyeceğiz. O kadınlar ki; tarih boyunca doğayla iç içe olmakla kalmayıp onunla derin bağlar kurmuş ve başını toprağın üzerine çıkarmış her bir bitkinin dilini, şifasını, sırrını öğrenip paylaşmışlardır. Bu kadınların yine kadınlara aktardığı yüzlerce yıllık bilgi birikimi ve bilgeliği Anadolu topraklarının en değerli hazinelerindendir. Rotamız üzerinde toprak ve tarımla ilgili deneyimlerine ortak olacağımız 20 küsür köy ve organik üretim evinde aynı zamanda bu kadınların izini sürüyor ve onların toprakla, yabanla kurdukları ilişkiye ve bitkilerin sağaltıcı etkilerine dair de şahitlik yapıyor olacağız.

 Sonsuzluğa Atılan Taş: Tohum 

Tohum canlı bir embriyo ve ne mutlu ki daha fazlası da… Küçük bir bitkiyi de, koca bir ormanı da yeşerten tohum aslında hepsini içinde saklar, hem de onlarca yıl boyunca… Uygun çimlenme koşullarını bulana dek toprakta 2000 yıl boyunca beklemiş tohum örneklerine rastlanmıştır. Tek başına bile tohumun önemi tartışılamazken, kendisinden başlayarak bitkiye oradan insanlar ve hayvanlar için besine dönüşen yolcuğuna kadar oluşturduğu döngünün de önemi hayatidir. Evrimsel süreçte insan, bu döngünün dışına çıkmamış aksine bunun bir parçası olmuş ayrıca doğa üzerinde artan kontrol gücü sayesinde ve bu yüzden birçok noktada “sorumlu” da olmuştur.

Zamana Karşı Yarışmak ya da Yarışmamak

Bu sorumluluk ve doğal koşullar üzerindeki iradi gücü sayesinde besinleri farklı yöntem ve koşullara tabi tutarak çeşitlendiren insanoğlu ve üretimleri de ilgi ve merakımızı yönetmeyi hak eden konulardan biridir. Bu bağlamda; Kastamonu Pastırması’ndan, Kaş Gömbe Tarhanası’na, Karaman Yanıksı Dondurması’na, Divle Obruk Peynir’e uzanan binlerce yıldır bu topraklarda yaşayanların besin ve geçim kaynakları da hem çeşitliliği hem de yok olma tehlikesiyle karşı karşıya oluşlarıyla özel bir önemi hak ediyor. Bu besinlerin ortaya çıkış sürecine dair bilgi ve deneyimlerin derlenmesi ve sözlü tarihlerinin kayıt altına alınıp muhafaza edilmesi de büyük önem taşıyor.

Aklımızdaki Son Soru: Yeni Olan Her Şey İyi Midir?

           Anadolu coğrafyasında yüzyıllardır uygulanan yöntemler yeni teknolojik gelişmelerin ışığında değişti. Gelişmeler sadece insanın toprakla ilişkisini değil, insan insana ilişkileri de değiştirdi. Aileler bölünüp küçüldü, topraklar da öyle… İhtiyaçlar değişti, onları karşılamanın yöntemleri de… Artık küçük ailelerin küçük toprakları kendilerine de yetmiyor. Sorunun tarımla geçinmeye çalışmaktan değil, bu değişen sosyo-ekonomik koşulların doğru algılanıp yönetilememesinden kaynaklandığını sanıyoruz ve bu konuda aklımızı netleştirmek için de mirasla bölünerek daralmış topraklarında konvansiyonel üretim yapan bir ailenin zaman, emek ve üretim yöntemlerini araştırmak arzusundayız. Ayrıca arazilerini ekmekten vazgeçip şehre göç etmiş ve oradaki üretim sürecinde emeklerini satma karşılığında geçinmeye çalışan bir aile ile geleneksel yöntemlerle tarım üretimi yapan bir ailenin karşılaştırılması yönteminin de önemli verilere ulaşmamızı sağlayacağını düşünüyoruz. Bahsettiğimiz bütün bu yolculuk ve araştırmalar sonucunda da kapsamlı bir belgesel film üretimi gerçekleştireceğiz.